...

Boşluğun Tanıdık Sessizliği ...

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Üzüm Sonsuzluğu

Önümde iki bardak. Birinin rengi beyaz. Saflığın, temizliğin simgesi olan beyaz değil ama. Daha çok anlatacakları olan bir renk. İçinde iki tane buz. Birbirlerine çarparak erimeyi bekleyen iki buz parçası...

Diğer bardak yarıya kadar dolu. İçinde bildiklerimiz var. Saflık, şeffaflık... Onda da iki tane buz parçası. Tıpkı diğerindeki gibi birbirlerine dokunarak vakit geçiriyorlar. Diğer bardaktan farkları, birbirlerinden ayrılmak istemiyorlar. Sonlarının aynı olduklarını bilseler de direniyorlar.

Bardaklar kare bir masanın üzerinde. Yukarıdan ışık vuruyor. Tertemiz hava. Denizin kokusu, bardakların içindekilerinin güzel olmasının sebebi. Bir sürü tabak var masada. İçleri dolu. Mutfaktaki sarı saçlı, mavi gözlü, zamanında Selanik'ten buralara gelen teyzenin elinden çıkmış. Tabaklar tertemiz olana kadar çatal sesinin ardı arkası kesilmiyor.

Arkada bir müzik. İnceden geliyor sesi, rahatsız etmeden. Masadakilere hoş geldiniz diyor. Arada bana da kulak verin, muhabbetinizi bölmeden bir şeyler söyleyeceğim diyor. Gökyüzüne baktığınızda, sohbetinize ara verdiğinizde, denizi koklamak istediğinizde ben orada olacağım diyor.

Masa kalabalık oluyor bazen. Gelenler gidenler... Bazıları değişmiyor. Onlar hep aynı yerde oturuyor. Kıpırdamadan. O kadar çok anlatacakları var ki; oturdukları sandalye yatakları, masa da evleri gibi. Bazen de birileri gelip oturuyor masaya. Simalar hiç tanıdık değil. Geçerken uğradık, çok durmayacağız der gibi... Bir iki bardaktan sonra, denizi koklarken birden ortadan kayboluyorlar. Kendilerine alıştırmadan, sevmeye fırsat vermeden uçup gidiyorlar. Nereye gittiklerini sadece müzik biliyor. Bardakların birbirine çarpması, masadan kaçarcasına gidenleri unutturuyor.

Arka masada başka konular var. Memleket kurtarıyorlar, futbol konuşuyorlar, kadınları tartışıyorlar. Bazen gülüyorlar, bazen de birbirlerinin sırtlarını sıvazlıyorlar. Masada her cümlenin sonunda bir kelime yankılanıyor. Boşver.

Bir kedi var. Her masanın altından tek tek geçiyor. Yukarıdakilere bakarak ne yaptıklarını anlamaya çalışıyor. Bazı insanlara kendini acındırarak karnını doyuruyor. Aslında mahallenin en yaşlı kedisi. Çünkü o mekana sadece mahallenin en çok sözü geçen kedisi girebiliyor.

Bizim masa. Mekanın en güzeli. Unutmak için değil, hatırlamak için oradayız. Gidenleri, bir önceki müziği, üç sene önceki şampiyonluk golünü, terk ettiklerimizi, bizi terk edenleri hatırlamak için... Hep oradaydık, her zaman orada olacağız.