Bazen karşı yakaya geçmek gibi, dalgalı denizi aşıp. Bazen Mahmutbey gişelerden çıkmak kıpkırmızı trafikte. Veya soğuk bir kış gününde yatağın diğer tarafını ısıtmak gibi.
Zoru yapmak, kolayda takılı kalmak. Varken yokmuş gibi hissetmek, yokken istemek. Bağırmak istemek ama kendi sesini duyamamak. Başkalarında başka şeyler aramak. Yatak keyfi yapmadan, kargalarla bok kahvaltısı yapmak. Dipte olduğunu düşünmek, ama senin altında insanlar olduğunu bilmek. Keyiften geberdiğin yerlere gidememek. Her zaman içtiğin şarabın boğazını yakması. Eşyalara anlam yüklemek. Kapı ziline bakmak uzun uzun.
Anlamsızlaştırmak her noktayı hayattaki. Plan dahi yapmamak ertesi güne. Avazın çıktığı kadar bağırarak af dileme isteği. Ama erkekliğe bok sürdürmemek için yutkunmak.
Kaçmak bilmediğin yerlere. Veya kaçmayı istemek. Bunu yazdığın ekipmanları, elinden düşürmediğin her şeyi o dalgalı denize fırlatmak. Kime ne olduğunu bilmemek. Dilini bilmediğin bir yerde yaşamak yıllarca.
Küçük şeyler yalanı. Aynı şekilde büyük beklentiler. Kendini boğazını doldurana dek düşünmek. Düşünmek. Sonra boğazından diline, ardından dışarı kusmak. Düşünmemek karşındakini. Veya arka banktakiler rahatsız olur mu kaygısızlığı. Ben demek her şeyden önce.
Sana huzur veren denize bakamamak. Balıkları yok saymak. Yağmurda çıplak dolaşmak. Ne giydiğine dikkat etmemek. Zamanı durdurma isteğini bastırmak için saatini denize fırlatmak. Kaçarcasına koşmak sana ihtiyacı olanları bırakıp. Umursamamak. Ve tekrar zamanı durdurmak..
Her cümlenin gizli öznesi aynı. Takısız isim tamlamasının o vazgeçilmez ilk kelimesi. Herkes kendine göre çekimini yapsın. Kimi olumlu, kimi olumsuz. Kimine göre sekiz harf, kimine göre dokuz. Haydi bakalım, çizgili defterinize yüz kere alt alta yazın kendinize yakın olanı. Şimdi tekrar okuyun yazdıklarınızı hızlıca. Gerçekleşti mi? Hayır mı? Bende öyle tahmin etmiştim..