Vardır bir hikmeti ağızdaki tatsızlığın. Yüzler güler kısmen, gözler eşlik eder; ama vardır bir burukluk. Çözülemeyen denklemler gibidir, bilinmeyenlerin neler olduğu öğretilmiştir genç yaşta, ama nasıl çözülmesi gerektiği gösterilmemiştir. Bir büyüğe danışılması gerekir mi? Gerekir..
Yoğun bir alkol dönemi, uykunun keyiften ziyade ihtiyaca dönüşmesi genç mühendisi rahatsız eder. Klavyenin başına geçer tatsızlığı atmak için. Uyumadan önceki son hamlelerini dikkatli seçmelidir. Çünkü konum itibariyle bir yumruk daha yerse game over olacak "Street Fighter" dövüşçüleri gibidir.
Ama önce uzaklara gider. Koşar koşar koşar... Nefes nefesedir. Arkasına bakmaz. Bir ağacın gölgesine sığınır. Buz gibi kaynak suyundan içer. Uyumamalıdır. Uyursa uyanamaz. Uyanamazsa yazamaz. Yazmalıdır. Atmalıdır zehri. Kalem, yerini tuşlara bırakmıştır. Aynı hazzı vermez belki, ama rahatlatır. Bir büyüğe danışana kadar yazmalıdır.
Gözünü açar. Evet, uyku tatlı gelmiştir. Günler sonra keyif alır uykudan. Yazısını tamamlamadan uykuya dalmıştır. İçindeki pişmanlık, keyif alınan uykuyu mahvetmiştir. Her şeyin başa dönmesi, ağızdaki tatsızlığı geri getirmiştir.
Büyükle karşılaşılır. Acı kahveler ile sohbet başlar. Büyükle ikinci kez karşılaşılmıştır. İlkinde çok uyarı gelmiştir, burukluk zamanla atılmıştır vücuttan ama ikinciye vücut nasıl bir tepki verir düşünmek dahi istemez genç. Sohbet uzun sürer, günlerce aylarca... Büyük, son cümlesini etmeden, genç oradan uzaklaşır, dinlemek istemez, dinlerse istediği cevabı alamayacağından korkar.
Koşar koşar koşar uzaklara. Nefes nefesedir. Arkasına bakmaz. Bir ağacın gölgesine sığınır. Buz gibi kaynak suyundan içer. Ve tuşları bırakır, artık konuşabilir hale gelmiştir. Konuştukça rahatlamıştır ve atmıştır zehri vücuttan. Eskisi gibi olmasa da yüzdeki tebessüm daha masumane, daha içtendir artık. Bir süre idare edecektir, etmelidir...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder