Geçmişin çok fazla irdelenmesi, geleceğe bir parça da olsa zarar verebilir düşüncesi yaratabileceğinden, merak olgusu çok fazla yaşamamıştır bende. Herkesin üzerinde mistik bir havanın dolaşması, ona karşı duyulan hayranlığı arttırmaz mı? Benim gibi sizin de, sanki arttırır dediğinizi duyuyorum, ama yine de o merak duygusu çoğu zaman ağır basmakta...
İlk iki paragrafta anlattıklarımdan yola çıkarak, geçmişimin çok karanlık olduğu veya bana o karanlık geçmişimle (!) ilgili sorular gelmesini istemediğim gibi bir durum oluşmuş olsa da, bu yazıyı yazmadaki asıl amacım, sizlerin de bilmediği, geçmişte yaşadığım ve benim için büyük önem taşıyan birkaç şeyin söz konusu olduğu... İşte benim hakkımda bilmediğiniz 5 şey :
1) İsmim... Yanlış anlamayın, sizlere söylediğim adım doğru. Bazı ailelerde vardır, yeni doğan çocuğa dedenin isminin konması. Hem babaya karşı ufak bir bağlılık göstergesi, hem de yılların getirdiği sorgulanmayan bir gelenektir. Aile olarak, genellikle çift ismi olan ve çocuklara da, babaların isimlerinin konulduğu bu gelenek, bizde de mevcut. Benim de sahip olduğum iki ismimden ilki, hiç görmediğim dedeme ait. En azından isim olarak dedemi yaşatacak olmam, konulan bu ismin daha bir amaca uygun olduğunu gösteriyor gibi... Çift ismin de mantıklı olduğunu düşünenlerdenim, zira çift isim konması, çocuğa ileride ufak da olsa bir seçme şansı verildiği şeklinde yorumlanabilir.
2) Büyüklerim tarafından çok problemli bir çocukluk yaşadığım, nesilden nesile aktarılarak bugünlere kadar gelmiştir. Sürekli hasta olmam, her akşam hastanelere gitmemiz, sadece arabada uyumam (hatta kırmızı ışıkta dururken uyanmam) neden sıkıntılı büyüdüğümün alt başlıkları olarak içindekiler sayfama yazılabilir. Bu problemler sonrasında, geçirdiğim 3 ameliyat, belki de hayata bir kenarından tutunmamızı sağlamıştır. Bu konu yaklaşık 20 sene öncesine ait olduğundan, o zamanlar ile ilgili birkaç olay dışında, bellekte pek bir şey bulunmuyor. O ameliyatlar ile ilgili akılda kalan ilk şey, bayıltma yöntemiydi. Sürekli ağlayan ve yerinde durmayan bir çocuğu bayıltmak, çok zor bir iş olsa da, zorla ağzımı kapatarak beni bayıltanlara hala tepkiliyim. İşte tüm bu bayıltma anlarında kullandıkları, lastik benzeri şeyin kokusu ara ara burnuma gelir ve içimin cız etmesine neden olur. O kokudan itinayla nefret ederiz, yeri gelir yolumuzu değiştiririz.
3) Madem ameliyat dönemlerine kadar gittik, o zamanla ilgili güzel bir anıyı daha paylaşalım. Hayatınızda aldığınız en anlamlı, sizi en mutlu eden hediye nedir? Bana göre akılda tutulması gereken, anında cevap verilmesi şart olan bir soru. Burası benim blogum olduğuna göre, kendi soruma kendim cevap vereceğim. Anlattığım gibi problemli bir çocukluk ve bir dizi ameliyatla bugünlere gelebildik. O dönem mutlaka benim açımdan zor geçen bir dönem olmuştur, ancak yaşın ufak olmasından dolayı, yaşanılan sıkıntılar, hatırlanma açısından bugünlere kadar gelmemiştir. Asıl sıkıntıyı yaşayanın, muhakkak o dönemlere birebir tanıklık eden, aile bireyleri olduğunu söylemeye gerek yok diye düşünüyorum.
Yanlış hatırlamıyorsam son ameliyata girmeden birkaç gün önce, babam ne hediye istediğimi sormuştu. Bu sorudaki amaç, artık çok yorulan bir baba ve annenin, çocukları için her daim bir şeyler yapabileceğini göstermek istemeleriydi. Sabırsızlık, yorgunluk, uykusuzluk bir yana, bir ailenin, ufak bir umut için bekleyişi... Aslında ne istediğimi tahmin etmek zor değil. Bisiklet... Ve ameliyattan çıktıktan sonra, odamda turuncu bir bisiklet... Narkozun etkisi geçer geçmez gördüğüm o bisiklet, bir anda ayılmama neden oldu. Bu hediyenin o zamanki anlamı ile şimdiki anlamı arasında çok fark bulunmakta... Belki de o yaşımda gördüğüm o bisiklet, benim o an her şeyi unutmama neden olmuştu. Belki de bir teşekkür dahi etmeden, hemen bisikletin üstüne atlayıverdim. Belki de o bisikleti, o zaman hediye olarak bile görmedim, karşılanması gereken bir ihtiyaçtı. Ancak şu an düşündüğümde, farklı duygular çağrıştırıyor. Yorgun olan bir ailenin, morali sıfır noktasına gelen insanların, küçük bir çocuğun ayağa kalkışını görmek için neler yapabileceğiydi. O anki isteğim önemli değildi, o an önemli olan, ameliyat sırasında kulağıma fısıldanan "Haydi kalk!" yakarışlarıydı. İşte o bisiklet hala duruyor ve o bisiklete her baktığımda da kötü günlerin bittiği, beni o sedyelerden ayağa kaldıran bir araç olarak görüyorum.
Biraz geç olabilir ama çok teşekkür ederim... Her şey için...
4) Sürekli zor günler geçiren bir toplumda yaşıyor ve o toplum, karamsarlığı hayat anlayışı haline getirmiş insanlardan oluşuyorsa, en çok ihtiyacınız olan şeylerin başında gülmek gelir.
Blog açarken doldurulması gereken kısımlardan biri de, hakkınızda yazabilecekleriniz kısmıdır. Buraya, gülen güldüren yazmamız, aslında hayata bakışımızı bir nevi anlamanıza yardımcı olabilir. Kafaya çok fazla bir şey takmamaya çalışan, aslında güldüğüm zaman, sıkıntılarımın çoğunu üzerimden attığıma inanan biri olarak büyüdüm. Hayata bu şekilde bakabilmem, çok zor dönemler yaşamadığımdan veya hiç karamsarlığa kapılmadığımdan değil, bunların sadece geçici olduğunu ve yolumun üzerindeki ufak taşlar olduğuna inanmamdan ileri gelmekteydi.
Ne kadar karamsar insanların sayısı çok da olsa, güldürme işini çok iyi yapan insanlar da elbette var. Bu işten para kazananlarda mevcut. Yazılan stand-up metinlerinin, birkaçı haricinde, çok kaliteli olduğunu düşünmüyorum, zira halkımızın güldüğü şeyler belli. Bunun üzerinden, pek de kaliteli işler yapmanın zor olduğunu düşünmedim hiç bir zaman. Bu doğrultuda, bizim de aklımızda vardı buna benzer işler yapmak. Hatta vakti zamanında, genellikle yaşadığım anılardan oluşan bir şeyler karalamaya da başladım. Bundaki amaç, sevdiğim bu "gülme" eylemini maddiyata dökmek olmadığından, bir süre yavaşladım ve sonra frene bastım. Devam etmem durumunda, çoğu işten kaliteli olacağını düşünsem de, o isteksizlik bir kere beyne ulaşınca her şeyden vazgeçebiliyorsunuz. Bu işler belli olmaz gerçi, metinler duruyor, bir gaza bakarım...
5) Hayatımdaki vazgeçilmez şeylerden biri de şarkılardır. Çok erken yaşlarda başladık bu merete. Elbette müzik zevkinin yaş ilerledikçe değiştiği gerçeğini göz ardı etmek mümkün değil. Zaman ilerledikçe müzik zevkinizi ve kalitesini, kendinize göre bir raya oturtur ve oradan gidişini seyredersiniz. Herkes gibi bizim de kendimize göre bir müzik keyfimiz ve dinlemekten feci şekilde haz aldığımız üstatlar elbette var. İsim vermeye gerek yok, çünkü blogun sağına soluna bakarsanız, kulaklarınızın pasını silebilecek isimleri yakalamanız mümkün.
Şarkı tarihçesine biraz da olsa değindikten sonra, bunlarla benim aramdaki bilinmezliği açıklamaya geldi sıra. Beğendiğiniz şarkıların hemen hemen hepsini, ilk dinlediğinizde seversiniz, aşık olursunuz veya nasıl ifade edeceğiniz size kalmış. Bana da şöyle bir etkisi söz konusu. Bir şarkıyı ilk defa nerede dinleyip beğenirsem, her dinlediğimde bana o ilk dinlediğim yeri çağrıştırıyor. Ne zaman çok sevdiğim bir şarkı dinlesem, şarkı süresince kafamda birkaç yüz kilometre yapıp, şarkı bittiğinde de kendimi değişik yerlerde bulurum. Bu bağlamda, bazı şarkılar vardır ki çok sevmeme rağmen pek dinleyemem. Belki ilk dinlediğimdeki ruh halimden dolayı, belki de bana çağrıştırdıklarından ötürü sarsılmama neden olur. Bazı zamanlar olur ki hakikaten dinlemek istersiniz, o şarkılara ihtiyacınız olur, ama "play" tuşuna basmak oldukça zor gelir.
İşte bu şarkılardan birkaçı...
Kesinlikle yazdığım en zor yazıydı... İnsanın kendi hakkında yazması oldukça zormuş. Şarkıları aç karınla dinlemeyin, çarpabilir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder