...

Boşluğun Tanıdık Sessizliği ...

30 Ağustos 2012 Perşembe

I Know...

Biliyorum şarkıcıları değil, şarkıları sevdiğini. Eylemin adı müzik dinlemektir zaten. Müziklerin sözlerden önemli olması da bundandır. Her gün yaptıklarını düşün? Standart olanları kenara bırakırsan, bunların peşine ilk olarak müziği yazarsın. Vazgeçilmezdir bu yüzden. En azından senin için vazgeçilmez olduğunu biliyorum.

Biliyorum, ilgiyi sevdiğini. Herkesin etrafında olmasını istediğini. Bakışınla karşındakinin, senin ne dediğini anlamasını beklediğini. Sürprizlerdir senin yaşama karşı beklentin. Ama bunun için çaba göstermemek ilkedir. Önemli olan da budur değil mi; kılını kıpırdatmadan küçük sürprizlerle ruhunun okşanmasını, asırlarca bekleyebilirsin.

Biliyorum, günahkar olmak istemediğini, ancak günahları sevdiğini. Küçük yaşlardan beri kafanın içinde kurduklarına veya etrafındakiler tarafından anlatılanlara inandığını. Yapmaman gereken şeylerin çevresi, çok kalın duvarlarla örülüdür. Öyle anlatılmıştır. O duvarları aştığında, başına gelecekleri bilmek istemezsin. Ama ulaşılmaması gereken hep cazip geldiğinden bir şekilde aşarsın. Yaparsın, ancak yapmadım dersin.

Biliyorum ağlamanın ne kadar zor olduğunu düşündüğünü. Herkesin içinde gülmenin güzel, ağlamanın utanç verici olduğunu kurguladığını. Biliyorum aslında ara ara ağlayıp, insanlara en son ne zaman ağladığını bilmediğini söylediğini. Tanımadığın kişilerin olduğu sokaklarda, güçsüz kalıp, tanımadığın bir kaldırıma oturarak, sadece hıçkırıklarını duyduğunu.

Biliyorum, geçmişindeki bazı anları silmek istediğini. Hayatın boyunca aklına gelecek o zamanların üstünden çok vakit geçse de dün gibi hatırladığını. Sende en az benim kadar biliyorsun, nereye gidersen git, geçmişinin seni yakalayacağını.

Biliyorum anlatmak istediklerimi anlatabildiğimi. Ancak biliyorum daha kolay anlatımlar olduğunu...


12 Ağustos 2012 Pazar

Kaplumbağa Terbiyecisi

Geceler karanlıktır çoğu zaman... Sadece loş bir ışık vardır. Kaplumbağa terbiyecisinin ayaklarına vuran o loş ışıktan başka aydınlığınız yoktur. Bir o kadar da sessizdir ortalık... Mahallenin çocukları top oynamayı bırakmışlardır. Sizden başka kimseler görünmez çevrede. İnsanlara kapalısınızdır. Öyle denk gelmemiştir, siz öyle tercih etmişsinizdir. Hava sıcaktır. Dışarı çıkma fikri gelir aklınıza, insanların arasına karışmak... Vazgeçersiniz. Böyle mutsuzsunuz, ama keyfiniz yerindedir.

Mevsimler geçer hızla. Kışın üşürsünüz, yaz gelsin dersiniz. Yazın terlersiniz, kış gelsin dersiniz. Zaten çoğu zaman ne dediğinizin farkında olmazsınız. Ağzınızdan çıkanla, kulağınızın duyduğu bir olmaz. Unutursunuz öncekileri, önceliklerinizi... Her şeye vakit ayırmak istersiniz, bazen de istemezsiniz. Dedim ya, ne istediğinizi, söylediklerinizi dahi bilmezsiniz. Böyle gelmiştir, böyle gitmemesi için hiçbir sebep yoktur.

Tatil istersiniz, tatile gitmezsiniz. İş istersiniz, işe giderken söylenirsiniz. Yalnız kalmak istersiniz, sıkılırsınız. Arkadaş istersiniz, konuşmazsınız. İstediklerinizin hiçbirini, seve seve yapmazsınız. Bir süre sonra, hiçbir şey istememeye başlarsınız. Keyif almamaya... Sevmemeye... Koşmamaya... Olduğunuz yerde, hep yorgun bir şekilde beklersiniz, bir şeyler olsa da, biri gelse de her şey değişse diye... Olur mu? Gelir mi? Ben iyiyim böyle diye kaç yıldır kandırmışsınızdır kendinizi? Yoksa herkese söylediğiniz yalanları, kendinize de söylemeye başladınız? Karşınızdakiyle saf diye dalga geçerken, aslında kendinizin dipsiz bir kuyuda, nasıl da yardıma muhtaç olan, en büyük saflardan biri olduğunuzun farkına varmanız için o kuyuya girmeniz mi gerekir? Belki evet... Belki de hayır... Bazı cevaplar önemsizdir, sorular daha önemlidir. Soru sormayı bilmeyen insana, cevap da verilmez.

Bulunulan yerde sadece bu bilgilerin ışığı vardır. İşte bu gecelerin karanlık olduğu, milyonlarca insanın yaşadığı fakat çıtın çıkmadığı bu merkezde, sadece bir şeyin sesi vardır. Bangır bangır anlatır söylemek istediklerini. Hem de tek kelime kullanmadan...