...

Boşluğun Tanıdık Sessizliği ...

23 Eylül 2012 Pazar

Bulutlar Yüklü, Yağacak...

Bugün dündü aslında. Her gün biraz daha artardı dün. Dün ne vardı; bugün de o var... Dün kim vardı; bugün de o var... Alın o "ne" leri, alın o "kim" leri gidin buradan. Çünkü bugün dündü, yarın da bugün...

Şu an yıl 2006, Haziran. Yurttayım. Yine bu şarkı var. Kucağımda benzer bilgisayar. Değişen şey parmaklarımın hızı. Belki biraz da havalar. Duvardaki saatin tıkırtısı çınlamıyor mu odada? Televizyonun sesi kısık değil mi? Işık daha da mı loş? Yok yok her şey daha da standart sanki.

Önemli olan aylar değil, mevsimler değil, zaman değil... Önemli olan baş harfi büyük yazılan özel isimler. Ben, sen ve diğerleri. Hani o dünkü konuştuklarımız. Hatırladın değil mi? Dünde, bugünde olanlar işte. Bir şeyi unutmuş olabilir miyim? Hatırladım, yarın. Ama o yoktu değil mi? Bugünün ertesinde yoktu "ne" ler ve "kim" ler... Haksızlık etme kendine, zaten biliyordun ki en başından beri. Kendi kendine defalarca konuştun ya, onu diyorum işte...

Sanki dokunmazdı çocukken ağlamak değil mi? Kimse ağlamıyor mu artık salıncak dolu diye? Veya istediğimiz dondurma bakkala gelmemiş diye? Yahu patlayan topumun yerine yenisini almak için bu kadar beklemek zorunda mıyım? Yoksa o salıncak artık mevsim mi oldu, dondurma da zaman olmadı herhalde. Yok yok olmadı, oldu mu yoksa?

Kapı çaldı. Kim bu münasebetsiz dedim bu saatte? Kapıyı açtım. Tahmin et bakalım kimin geldiğini. Evet doğru tahmin ettin. Bu yazıyı yazan geldi. Çok dolaşmış, çok konuşmuş, çok tanışmış... Ama işte geri gelmiş. Hem de 2006'ya, Haziran ayına geri gelmiş. Sormuşlar madem o yıla geri gelecektin, niye dolaştın o kadar diye. Zaten bilmiyor muydun başından beri, konuşmuştun ya yüksek sesle kendi kendine. Şunu söylemiş sadece, başka gidecek yerim yok... O Haziran ayına lanet etmiş tekrar. Hem de yüksek sesle, hem de çocuk gibi...

Peki kaç tane Haziran geçti? Artık duvarda bir saat yok, televizyon da... Işık mı, çıkarken kapattım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder