18 Şubat
01:34
Sokakta sürekli yanıp sönen trafik ışıklarını izlediniz mi? Veya sürekli havlayan köpekleri dinlediniz mi? Rüzgardan dolayı yapraklarını bir türlü kontrol edemeyen ağaçlar çok acınası değil mi? Hepsinin ortak bir özelliği var bana göre. Bulundukları yerden memnuniyetsizliklerini bir şekilde anlatmaya çalışıyorlar.Mesela o trafik lambası... Kendini bildi bileli, o kavşakta aynı şekilde kaç kere yanıp söndüğünü kim hesaplayabilir ki? Gecenin sonlarına doğru iflas bayrağını belki de bu şekilde çekiyordur. Havlaması kesilmeyen köpekler... Her gün, sürekli aynı direğin yanına kokularını bırakmaktan sıkılmamışlar mıdır sizce? Belki de o ağaç, kendisini oraya dikene her gün küfürler savuruyordur. Yıllardır aynı evin çatısına bakmak, o ağacın ortaya koyduğu tepkiyi hafifletmiyor mu?
Herkesin kendini düşündüğü, kıçının kılına zarar gelebilecek herhangi bir durumda, direkt topuklamayı düşündüğü bir gezegendeyiz. Böyle şeyleri düşünüp düşünmemek gerektiğini sormuyorum bile. Verilen cevaplar kulaklarımda...
Memnuniyetsizliğini ortaya koymak belki de kolay olandır. Sıkıldığını her fırsatta yinelemek gibi... Homurdanmak sadece belediye otobüslerinin çıkardığı bir ses midir, insandan da her seferde çıkmıyor mu bu ses?
Kolayı seçeriz her zaman, severiz de, yaparız da... Dik durmak yerine, sırt çevirip, hızlı adımlar attığımız gibi... Kafamıza takmak yerine, aldırış etmediğimiz gibi... Konuşmak yerine, yazdığımız gibi... Belki de keyif almaya çalışmak zor olandır.
Kolay olanı kusursuz yaptığımız bir şehirden sesleniyorum. Bu yazıdaki sokak lambası da, köpekte, ağaçta benim...
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarımız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Yağız atlı süvari, koştur atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar kaldırımları..
Necip Fazıl Kısakürek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder