04 Nisan 2012
00:36
Hayattan beklentileriniz nelerdir? Hiç mi acımasız sorular yöneltmediniz yaşamınıza ilişkin? Başınızı öne eğip, fazla düşünmeden yol katetmek, etrafınızda olup bitenlere kulak kabartmamak, vurdumduymaz olmanın ilk evreleri değil midir? Sorgulayan beynin, insanlarımız tarafından karanlık köşelere itilmesinin, alfabeden sonra bizlere öğretilen ikinci konu olduğunu hatırlatmama gerek var mı?
Tüm bu sorulara lütfen içinizden cevap verin. Zira tek tek yanıtlamak, bu hayatın ekmeğini yiyen bizlere yutkunma zorluğu yaratır.
Hemen hemen herkesin düşünmeden de olsa, bir amaç uğruna koşuşturduğu bir düzen içindeyiz. Bu arada düzen hakkında soru sormamanız da şiddetle tavsiye edilir. Çünkü bilgisayarların ekran koruyucularındaki labirentlerden farksızdır bu sorunun cevabı. Ömür boyu bir sonuca varamayacağınız yollarda ilerlemek, kişinin kendi tercihi de olsa, benim önerebileceğim budur.
Her birey farklı amaçlar doğrultusunda, bu koşunun belirli etaplarına dahil olur. Kimisi isteyerek, kimisi de çaresizliğinden bu yarışın içindedir. Tüm bu koşuşturmanın amacı, isteklerimizin tatmin derecesini geliştirmek değil midir? Bu dereceyi geliştirmek için zorlu parkurlardan mı geçmek gerekir?
Her isteğin karşılanabilecek boyutta olduğunu düşünenlerdendim buraya gelene kadar. Ama bu benim için geçerliymiş... Veya senin için... Ya da yan odada oturan aile büyüklerin için...
Gördüm ki her insanın kaygıları farklı. İstekleri de... Tatmin dereceleri de... Ortak noktalar yok değil. Kimisinin ufak hedefleri, aşılmayı bekleyen yüzlerce engebenin gölgesi altında. O noktaya cılız bir ışık gönderebilmek belki benim için kolay... Muhtemelen senin için de... Ama herkes için aynı durum söz konusu bile değil. İşte tam da bu noktada o cılız ışığın aslında ne kadar da büyük bir alanı aydınlatabildiğine gözlerimle şahit olan ben, bu feneri tutan elleri öpmek istiyorum. O elleri sıkmak belki başkaları için kolay. Ama benim için oldukça zor... Muhtemelen senin için de...
Ben derim ki isteklerinizi, umutlarınızı, hedeflerinizi engebelerin gölgeleri altına bırakmayın. O cılız ışığı tutan eller size ait olmayabilir. Tepki vermek sizin elinizde. İrkilin... Oturduğunuz yerden doğrulun... Kapı çalıyor. Kim? Umut mu? Bilmem, orası da size kalmış...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder